Oyun İncelemeleri

oyun indir, oyun tanıtımları, oyun çözümleri, yeni çıkacak oyunlar, yeni çıkan oyunlar

Hakkında

PC,PlayStation 3,Xbox360,Wii için güncel haberleri, oyun incelemeleri,ön incelemeleri,hileleri,tam çözümleri ve çıkış tarihleri bulabilirsiniz. Ayrıca donanım bölümünde oyunculara özel donanım ürünlerinin incelemelerini ve haberlerini bulabilir,okuyabilirsiniz. Oyunlar için crack ve serial bulunmamaktadır.

Favori Oyunum

Crysis türk yapımı bir oyun ve her türlü grafik,ses bakımından muhteşem bir oyun...

Army of Two

Electronic Arts, oyun dünyasının bir numaralı oyun firmasıdır. Ancak her ne kadar en iyi firma olsa da genelde bir konu bulup onu sömürme politikası izler. Büyük başarı gösteren stüdyolar çok kısa bir süre içerisinde Electronic Arts bünyesine katılır ve EA için, onun istediği oyunları üretmeye başlar. Genel olarak başarı yakalayan firmayı satın alıp başarıyı kendine pay edinen bu firma, yapım aşamasında olan Army of Two ile firma politikasını oldukça değiştirecek gibi.
Ertelenmelerin de sonu geldi

Yayıncı firmaların en büyük korkuları, dağıtacakları oyunun belirledikleri süre içerisinde yapımcı tarafından bitirilmemiş olmasıdır. Eğer planlar yapıldıysa, raporlar hazırsa o oyun mecburen o dönemde çıkmak zorundadır. Bu yüzden birçok hatalı doğmuş oyunun dağıtıcılığını yapmıştır Electronic Arts. Ancak Army of Two için şirket içerisinde büyük bir torpil var. İki kere ertelenen oyunun kusursuz olması için Electronic Arts elinden geleni ardına koymuyor. Oyun severlerin yanı sıra tüm oyun dünyası tarafından büyük bir merakla beklenen Army of Two’nun Mart ayında çıkacağı kesinleşti. Peki nedir bu oyunu bu kadar büyük kılan şey?

Army of Two, adından da anlaşılabileceği gibi iki kişinin etrafında geçiyor. Silah arkadaşlığının yanı sıra gündelik hayatlarında da çok iyi dost olan Tyson Rios ve Eliot Salem’in kurşungeçirmez yelekleri, son model silahları ve düşmana korku salan maskeleriyle olan maceralarına ortak olacağız. Army of Two’yu özel kılan şey ne muhteşem grafikler ne de süpersonik bir hikaye. Oyunun en önemli özelliği, getirdiği oynanış sistemi. Army of Two, bu iki dostun asla kopmayacak ilişkisini ekran başındaki oyuncuya yaşatmaya çalışacak. Oyunu ister tek kişi ister de co-op olarak iki kişi oynayabileceksiniz. Army of Two’nun yapılış amacı ve tavsiye ettiği oynanış biçimi kesinlikle co-op modunda oynamanız. Ancak ikinci gamepad’im yok ne yapalım diyorsanız üzülmeyin. Merakla beklenmesini sağlayan taraf da işte tam burada devreye giriyor.

Sen git, ben arkandayım koçum

Tek kişilik oyunu oynarken yalnızlık hissine asla kapılmayacaksınız. Çünkü takım arkadaşınız her daim sizinle iletişim içinde olacak ve üstün yapay zekasıyla sanki onu yönlendiren bir insan olduğu fikrine kapılmanızı sağlayacak. İletişim içinde olacak sözünün ucunun biraz açık olduğunun farkındayım. Biraz daha açayım isterseniz. Takım arkadaşınız, yaptığınız her doğru veya yanlış harekete göre bir tepki verecek. Bu tepkiler gerek fiziksel gerek de kelimelerle olacak. Örneğin takım arkadaşınız ateş ederken önüne geçip siz ateş etmeye başlarsanız önünde durduğunuza dair sizi uyaracak. Eğer aldırış etmezseniz farklı bir sözle tekrar uyaracak. Yine aldırış etmezseniz bu sefer yerini değiştirecek. Ancak bu küçük olayla kurtulduğunuzu sanmayın sakın. Yaptığınız her ters hareketiniz, birbirinizi dinlememeniz, sizi birbirinize karşı küstürecek. Böylece zor bir anda emir verdiğinizde takım arkadaşınız ona uymayabilecek. Yine aynı şekilde takım arkadaşınız, düşman dolu bir bölgeye girdiğinizde sizin stilinizi inceleyecek. Bu stili hafızasına kazıyacak ve bir sonraki bölgede sizin her zaman sağ tarafa gittiğinizi bildiği için sol tarafı kendisi alacak! İşte Army of Two’yu da bu bir adım öne taşıyacak.
Bekleme Puanı:10
Yapımcı:
Electronic Arts
Yayıncı:
Electronic Arts
Çıkış Tarihi:
4 Mart 2008
Sistem Gereksinimleri:
Xbox 360 ve PlayStation 3

Devamını okuyun...>>

Brütal Legend

Metal müzik deyince akıllara her zaman bir profil gelir. Gözümüzün önünde belirir o metalci profili. Kollarında dövme, metal bileklikler, uzun saç, bazen uzun sakal, çeşit çeşit küpeler, kolyeler ve bir de kuru kafalı kemer tokaları… Bir metal grup solisti olan Eddie Riggs’in başını derde sokan da, işte o kemer tokalarından bir tanesidir…

CD kadar kemer tokası takarsan böyle olur

Eddie Riggs adlı kahramanımız, başarılı bir Metal grup solistidir. Hem şarkı söyler, hem gitar çalar ve hayatını böyle kazanmıştır. Hem görünüş olarak hem de içsel olarak Metal müziğe âşık bir arkadaşımızdır. O yüzden de yukarıda saydığım, Metal müzik yapanların olmazsa olmazı olan bütün her şey bu arkadaşımızda da vardır. Fakat kemer tokası diğerlerinden farklıdır. Hem boyut olarak, hem de içinde barındırdığı gizemli güçler açısından. Ebatları video da gördüğüm kadarıyla, yaklaşık olarak bir CD kadar falan; üzerindeki logo ise Motörhead’in bir albüm logosundan esinlenerek hazırlanmış… Her neyse, Eddie bir cuma namazı çıkışı, akordu bozulmuş olan gitarının, akordunu düzeltmeye çalışmaktadır. Bu sırada yanlışlıkla elini keser ve kan akmaya başlar. Murphy kanunlarının 1. maddesinde olduğu gibi, azıcık bir ihtimal dahi olsa kan bizim lanetli kemer tokasının üzerine düşer. Kanı temizlemeye vakit kalmadan, Eddie kendini farklı bir dünyanın içerisinde bulur ki bu yeni memleket Metal çağı diye adlandırılan bir çağı yaşamaktadır. Bu yeni dünyayı, bazı kötü amaçlı (! Ulan bir kere de iyi amaçlı kişilere rastlayalım) kişiler istila etmiştir. Bunu önlemekte tabii ki kime düşecek. Ozzy Osbourne’a düşmeyecek, bize düşecek tabii ki.

Balta ile Gitar

Oyunumuz bir aksiyon oyunu olduğu için, üçüncü kişi perspektifinden oyunu oynayacağız. Oyunda kullanacağımız silah, oyunun başlarında bize direkt olarak verilecek. O silahı bulunduğumuz mekan içerisinde bulup kullanmaya başlayacağız. Bu silahın ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Fakat balta olma ihtimali yüzde 98,9 gibi görünüyor. Çünkü trailerda elimizde balta vardı. Diğer silahımız ise akordu yeni düzeltilmiş cillop gibi gitar. Bu gitarı, düşmanın kafasında parçalayarak kullanmayacağız. Bu gitar ile belirli notaları yaparak, farklı sihirler elde edeceğiz. Yalnız, bir elimizde balta, diğer elimizde gitar olmayacak. Birini kullanırken diğerini kullanamayacağız. Balta ile yapabileceğimiz şeyler de saymakla bitmiyor. Odun kesebiliyoruz, buna ek olarak düşmanı ortadan ikiye ayırabiliyoruz. Büyük çaplı düşmanların, üzerlerine atlayıp kafalarını yarabiliyoruz. Kafa uçurabiliyoruz. Cellatlığa özenen arkadaşlarımızın derdine derman olacak bir silah var elimizde. Öte yandan, “yok ben aşk adamıyım, gitarımı çalarım” diyenler içinde akordu yeni yapılmış gitar var, seçim sizin.

Omzum ağrıyor, çıkma!

Oyunumuzun en can alıcı noktası ise bizim emrimizde olacak olan Metalci kılıklı herifler olacak. Bu adamları “savunmaya çekil” veya “saldır“ gibi basit komutlar ile yönlendirebileceğiz. Emrimize amade olan bu yandaşlarımızın en ilginçleri ise, yapımcının da üstüne basa basa anlattı Runaway’ler olacak. Bu yandaşlarımız, genellikle deniz ve havuzlarda oynanan deve güreşi adlı oyunu çok seven kişilerdir. Birbirlerinin omuzlarına çıkarlar ve ellerinde mızrak ile dövüşmeye başlarlar. 7 cüceler gibi büyük bir kule oluşturamasalar da, kayda değer bir güç artışı yaşanıyor bu omuza çıkma ve saldırma yöntemi ile. Oyunumuzun bir diğer özel kısmı ise, Salak ile Avanak filminde gördüğümüz minibüsten daha ilginç tasarımlara sahip minibüslerin yer alacak olması. Bu araçlara binip binemeyeceğimizi zaman gösterecek. Gönül ister ki binelim…

Son söz

Oyunumuz, Tim Schafer adındaki muhterem tasarımcının önderliğinde hazırlanıyor. Muhterem diyorum çünkü geçmişi hakikaten çok parlak bir tasarımcı. Sırasıyla, The Secret of Monkey Island, Monkey Island 2: LeChuck's Revenge, Day of the Tentacle, Full Throttle, Grim Fandango, Psychonauts gibi oyunlarda baş tasarımcı ve direktör olarak görev aldı. LucasArt’ı LucasArt yapan önemli isimlerden biridir bu amcamız. LucasArt’tan ayrıldıktan sonra şuan çalışmakta olduğu oyun yapım firmasını kurmuştur, yani Double Fine’ı. Herneyse, oyuna dönecek olursak, oyunumuz Xbox 360 ve Playstation 3 konsollarına çıkacak. Single Player ve Multiplayer olmak üzere iki mod yer alacak. Çıkış tarihi ise henüz belli değil, 2008 olarak duyuruldu. Bir ay ve gün belirlenmedi henüz. 2009’a falan sarkacağını düşünmüyorum oyunun. Yakında net çıkış tarihi açıklanır. Merakla bekleyip göreceğiz.
Bekleme Puanı:8
Yapımcı:
Double Fine
Yayıncı:
Sierra
Çıkış Tarihi:
2008
Sistem Gereksinimleri:
Xbox 360 ve PlayStation 3

Devamını okuyun...>>

Resident Evil 5

Capcom firmasının efsane haline getirmiş olduğu, uğrunda bir destan yazılacak serileri olan Resident Evil’ın en yeni oyunu Resident Evil 5 pek yakında kabuslarımıza tekrardan konuk olacak. Genelde oyun incelemelerini yazarken girişi yapmakta zorlanırım. O ilk cümleler çok önemlidir. Yazıya başlamadan önce ise sayın editörüm Yusuf Canpolat’ ın ilk cümlemi tamamlamama yardımcı olduğu için kendisine teşekkürü bir borç biliyor, girişi yapamadığım için özür dileyip lafı daha fazla uzatmadan yazıya devam etmek istiyorum.
RE ilk çıktığından beridir, T-Virüs insanlar üzerinde anormal bozukluklar gösteriyor, hızla yayılıyor ve ölümcül sonuçlar ortaya koyuyordu. İlk olarak virüs saptandı ve birçok kahramanımız virüsün etkilerini yok etmek için seferber oldu. Hikaye önceleri Raccoon City’ de geçmekteyken (zombilerin racon kestiği yer), şehrin yeryüzünden silinmesiyle birlikte hikaye farklı mekanlara kaydı. RE4’de Leon ile, Başkanın kızı Ashley için küçük bir kasabaya gidiyor ve Başkanın kızını zombiler arasından başarılı bir şekilde kurtarmaya çalışıyorduk. Sırada ise biraz sürpriz olarak bambaşka bir yerde olayları yoluna sokmaya ve yolumuza devam etmeye çalışacağız. İşte o yer Afrika olacak. İnsanların açlıktan ve susuzluktan birçok bulaşıcı hastalığa kolayca yakalanabildikleri bir yer olan Afrika’yı RE de görmek aslında garipsenmemeli. Ama bu sefer insanlar AIDS dahil yeni bir T-Virüs ile de karşılaşmış olacaklar.

Afrika’nın Yalnızlığındaki Esas Adam Kim?

Sorulması gereken ilk sorulardan birinin cevabının Chris Redfield olduğunu sanıyoruz. Zira verilen fragmanda başrolde Chris var. Afrika’ da ne sebepten bulunduğunun sorusu ise bir sır. Chris, Afrika’nın sıcak mevsiminde üzerine gelen kimi zaman bir topluluk, kimi zaman gelişmiş yaratık zombilerle uğraşmak zorunda kalacak. Seriyi takip edenlerin bildiği gibi RE4’de zombiler artık eski uyuşukluğunu bırakıp daha çevik bir hale gelmişler, mantıklarını ve beyinlerini kullanır olmuşlardı. Bu bizleri zorlasa da eğlence açısından oyuna çok şey katıyordu. İşte RE5’de de zombilerin çok zeki olduğunu göreceğiz. Uyuz zombiler artık tarihe karıştı. Chris karşısında ki zombilerle baş edebilmek için hayli zorlanacak. Çünkü yeni nesil zombiler çok hızlılar ve akıllılar. Onları atlatabilmek çok uğraş gerektirecek. Zaten siyahi insanların kas yapısı daha gelişmiştir. Bunu da mantık çerçevesinde yürütebiliriz.

Chris, oyunda en önemli iki etmen karşısında çok zorlanacak. Bunlardan ilki tabiî ki virüsten etkilenmiş insanlar. Genelde Chris’ in üstüne topluluk halinde çöktüklerini fragmanda izledik. Hangi biriyle baş edecek bu adam? Hızlı ve atik dedik, bu yüzden işi daha zor. Etrafındaki mekandan yararlanıp bir eve girse bu yine Chris için kurtuluş olmayacak ve zombiler Chris için pencerelerden, kapılardan, çatıdan, kısacası dört bir yandan saldırıda bulunmaya devam edecekler. Chris ne kadar yavaşlatırsa yavaşlatsın saldırı almaktan kurtulamayacak. Zombilerde çevresinde ki nesneleri kullanabilmekteler. Bunları, bir topluluğun üstüne kartopu atmak gibi düşünün ki bu karavana bir iştir, Chris’in üstüne envayi çeşit malzemeyi fırlatacaklar. İkinci ve bir o kadarda can alıcı etmen ise Afrika’nın aman vermeyen sıcağı. Öyle ki Chris güneş ile fazla temas ederse kendini iyi hissetmeyecek. Bu oyundaki can seviyemizi ve sağlığımızı etkiyebilecek. Buna bağlı olarak boş hayaller görebilmesi de söz konusu olabilirmiş. Bu yüzden kendimizi zaman zaman Güneş’ in etkisinden koruyup kapalı mekanlara girmemiz gerekecek. Tabi bu olaydan yırttığımız anlamına gelmiyor, her an olası bir zombi tehdidiyle de karşı karşıyayız anlamına geliyor. Çok güzel ve küçük bir ayrıntıda, nasıl ki biz karanlık bir mekandan aydınlık bir mekana çıktığımızda gözlerimiz kamaşır ve etrafı iyi algılamayız, aynı şekilde oyunda da bu özellik kendisini gösterecek. Yani genel olarak baktığımızda oyunda kapalı ve açık mekanlarda ki oynayış dağıtılmış olacak. Ben oyunda bize bir harita verilip, nokta görevler olacağını sanıyorum. Ulaşmamız gereken yere gidene kadar da zombi tehdidi altında kalırız diye düşünüyorum. Bu kesin bir şey değil ama oyundaki serbest oynanabilirlik bakımından en mantıklısı bu geliyor bana. Her ne olursa olsun çok korkup çok eğleneceğiz.

Grafik, Gerçekliğe Uzanımdaki Yolculuk

RE5 son derece kaliteli grafiklere sahip gözüküyor. Fragmana bakıp bunu hemen fark edebiliriz. Gerek tüm karakterlerin modellenmesi, gerekse çevre için çok uğraşılmış ve en iyi tonlar seçilmiş. Chris’in yüz mimiklerine kadar bunu görebiliyoruz. Fragmanda güneş’e baktığında, yüz ifadesinden kendisini pek de iyi hissetmediği ve durumundan memnun olmadığı anlaşılıyor. Chris dövüş tekniklerini kullandığı zamanda hoş bir görsellikle karşılaşacağız. Merminin sorun yarattığı durumlarda tekmeler savurup, yumruklara atacağız. Çok hoş ve eğlenceli olacak. Zombilerde aynı şekilde kaliteli modellemelere sahipler. İnsanların, zombilerin, Chris’in, çevrede ki mekanların güneş’in etkisine bağlı olaraktan gölgeleri de ortaya konulmuş ve güneş ışığının yönüne göre değişkenlik gösteriyor.

Ekipman bakımından hayli geniş olacağı izlenimi taşıyor RE5. Chris onca zombiyi haklamak için ihtiyaç duyduğu en gelişmiş silahlara sahip olacak. İlerde bunlara updgrade yapabilir mi bilmiyoruz ama tek başına sağlam bir ordu kuracak. Silahların sesleri de çok büyük yankı uyandıracak tabii ki. Yalnızca onlar değil zombilerin, Chris’in, çevredeki insanların da sesleri en iyi şekilde verilecek.

Oyundan ilk izlenimler bu kadar ama kalite konusunda RE5 çıtayı haylice boylamış durumda. Şu an hoşnut olmadığım ve verebileceğim tek eksi oyunun yine ilk olarak yeni nesil konsollarda piyasaya sürülecek olması. İlerde PC’ye çıkar mı bilinmez ama çıkmasını canı gönülden istiyoruz. Oyunun çıkış tarihi olarak 2008’in son çeyreği düşünülüyor ancak henüz resmi bir açıklama gelmedi. Şimdilik en kanlı zombilerle kalmayı hayal edin ve ne olursa olsun virüsten etkilenmeyin…
Bekleme Puanı:10
Yapımcı:
Capcom
Yayıncı:
Capcom
Çıkış Tarihi:
2008'in Son Çeyreği
Sistem:
Xbox 360 ve PlayStation 3

Devamını okuyun...>>

Empire Total War

Gerçek zamanlı strateji ve sıra tabanlı strateji oyunları denince aklımıza gelen ilk oyun Total War serisi olmuştur. Total War serisi, bu iki türü öyle güzel harmanlamıştır ki strateji seviyorsanız bu oyunu da seviyorsunuz anlamına geliyordu. Geçmiş yüzyıllarda geçen ve bizleri büyük kara ordularının muhteşem savaşlarının içine sokan Total War serisinin son durağı mavi denizler olacak. Empire: Total War, herkesin beklediği deniz savaşlarını bizlere sunacak.

Haydi, herkes denize

Total War serisi her zaman büyük kara savaşları ile oyuncuların göz bebeği olmuştur. Total War oyuncuları kara savaşlarının yanında sürekli olarak deniz savaşları da yapmak istediler ve yapımcı Creative Assembly’ye bu konuda baskı uyguladılar. Creative Assembly’nin bu baskılara cevabı hep, “kendimizi buna hazır hissettiğimizde deniz savaşlarını oyuna yansıtacağız” oldu. Ve sonunda o gün geldi çattı ve Creative Assembly Total War’ın deniz savaşları ile ön plana çıkacak oyunu Empire: Total War’u duyurdu. Demek ki Crative Assembly, deniz savaşları konulu Total War oyunu yapmaya hazır. E öylese, haydi herkes denize…

Oyunumuz diğer Total War oyunlarından farklı olarak biraz daha günümüze yakın bir zamanda geçiyor. Oyun 18. yüzyılı konu alıyor. O dönemde Avrupalı devletlerin sömürge yarışları ve coğrafi keşifler sonucu yeni bir kıtanın ortaya çıkması oyunun ana konusu. Oyunun olay örgüsü şöyle gelişiyor; Amerika, Avrupalılar tarafından keşfediliyor ve bu alanı sömürmek isteyen Avrupalı devletler buraya akın ediyor. Bizde bu devletlere karşı koyarak, Amerika’da yeni bir devlet kurmaya çalışıyoruz. Oyunda, düşman devletlerin aralarında hep okyanuslar olacağı için deniz savaşları hakim olacak. Deniz savaşları ile kendi kaderimizi çizecek ve oyunda yine en büyük olmaya çalışacağız.

Hazırlayın donanmayı! Çarpışmaya gidiyoruz…

Oyunda genel olarak deniz savaşları yapacağımız için güçlü donanmalara ihtiyacımız olacak. Bu yüzden oyunda sürekli olarak donanma çıkartmak zorunda olacağız. Oyun içersindeki savaşlar da önceki Total War oyunları gibi at ve kılıç ile olmayacak tabii ki. Daha modern silahlar ile savaşacağız. Donanmamızda son teknoloji toplar, askerlerimizde de bir o kadar teknolojik tüfekler olacak. Geçmiş oyunlardan farklı bir diğer yan ise savaşların biraz daha taktiğe dayalı geçecek olması. Direkt olarak çarpışmak yerine daha taktiksel ve öldürücü hamleler yapmak zorunda olacağız. Savaştan önce, karşımızdaki düşmana göre donanmamızı silahlandıracağız. Savaş sırasında düşman gemisine direkt olarak saldırma olayı da olmayacak. Sizin belirlediğiniz belirli noktalara ateş edilecek ve sizin oyun üzerindeki etkiniz biraz daha artacak. Yaptığınız başarılı top atışlarına göre düşman donanmasını okyanusun serin sularına gömebileceksiniz.

Oyunda yer alacak devletlere gelelim şimdi de… Oyunda Osmanlı devleti de yer alacak. Yayınlanan resmi devlet listesi şöyle: İngiltere, Fransa, Hollanda, İsveç, Osmanlı, Almanya, Rusya, İspanya, Polonya-Litvanya, Venedik. Bu ülkeler arasında Osmanlı’nın da olması sevindirici. Zaten 18. yüzyılda geçen ve konusu sömürge yarışı olan bir oyunda Osmanlı’nın olmaması abes kaçardı. Beni asıl endişelendiren konu, Osmanlı tarihi konusunda bazı saptırmalar yapılabilir. İnşallah öyle şeyler olmaz. Bayrak olayını hatırlıyorum da AoE 3’ten. O yüzden dikkatli olmalılar.

Sistem canavarı olabilir!

Oyunun neredeyse tamamı deniz savaşları üzerine olduğu için sistem gereksinimleri konusunda bazı endişelerim var. Deniz efektleri her zaman sistemi yoran efektler olmuştur. Empire: Total War’da, denizi ne kadar gerçekçi yaparlarsa sistemi o kadar yoracaktır. Tabii bazı ayarları kapatarak oyun oynanabilecektir fakat istenen ve görülmesi gereken şekilde asla oynanamayacaktır. Oyunu en iyi görselliklerle oynayabilmek için iyi bir sisteme ihtiyaç duyulacağını düşünüyorum. Bakalım beklediğim gibi olacak mı?

Oyun, birçok Total War severin beklediği tarzda bir oyun olacağı için şimdiden iştah kabartıyor. Umarım beklendiği gibi hit bir oyun olur. Bu oyunun fiyasko ile sonuçlanma ihtimalini çok az görüyorum. Oyunun çıkış tarihi henüz belli değil. İlerleyen zamanlarda çıkış tarihi açıklanacaktır. Oyun sadece PC platformuna çıkacak. Bekleyip göreceğiz…
Bekleme Puanı:8
Yapımcı:
Creative Assembly
Yayıncı:
SEGA
Çıkış Tarihi:
Belli Değil
Sistem:
PC

Devamını okuyun...>>

Dead Space

İnsanoğlu bildiğiniz gibi sürekli olarak sömüren bir yaratık olmuştur. Bütün insanlık tarihi boyunca bu böyle kalmıştır. Hala sömürüyoruz. Peki bu sömürmenin bir sonu olmayacak mı? Olacak. Yeryüzünde sömürecek bir şey kalmayınca olacak. O zamanda diğer gezegenleri sömürmeye başlarız… Tıpkı Dead Space’de olduğu gibi.

Ben uzay mühendisi olacağım amca
Giriş bölümünü yaklaşık olarak 20 kere silip tekrar yazdıktan sonra, oyunun hikayesi ile asıl konuya değinmeye başlayabilirim. Oyunda Isaac Clarke adındaki genç ve idealist (!) bir uzay mühendisini yönlendireceğiz. Dünyamızın yeraltı ve yer üstü kaynakları tamamen bitmiş durumdadır. Küçükken bu madenlerin tükeneceğini kestiren Isaac, geleceğin mesleği olarak gördüğü uzay mühendisliği bölümünü okumuştur. Her neyse, bir şirkette işe başlamıştır ve büyük madem gemileri yönetmektedir. Uzay mühendisi ünvanı ile yapıyor bunu. Her neyse, Planet Cracker adındaki gemi teknik bir arıza nedeniyle hasar görmüştür. Tabii bu hasar için hemen Isaac’i gönderirler oraya. Isaac çok para düşkünü biridir ve bu iş ona ekstraya geleceği için daha fazla para kazanmak amaçlı olarak hemen kalkar arızalı gemiye gider. Gemiye ayak bastığında ilginç bir his vardır içinde ve 6. hissi o kadar kuvvetlidir ki beklediği şeyler olur. Gemi yabancılar (alien) tarafından istila edilmiştir. Bu gemi onun için bir sınav olacaktır ve yaşama savaşı verecektir.

Hiç korku komasına girdiniz mi?

Oyunumuz tamamen hayatta kalmak üzerine olacağı için sürekli olarak av konumunda olacağız. Bir uzay gemisi düşünün, içinde yaşayan tek insan sizsiniz ve ne olduğunu bile tam olarak bilmediğiniz canavarlardan kaçmaya çalışıyorsunuz. Oyunun videolarını izlediğimizde atmosferin harika olduğunu görüyoruz. Her an bir yerden bir canavar çıkabiliyor. Hatta öyle ki Medusa’nın kafasındaki yılanlara benzeyen yaratıklar tarafından bacağınızın kapıldığı olabiliyor. Videoda gördüğümüz gibi bu durumdan bile silah yardımı ile kurtulabileceğiz. “Bundan bile kurtuluyorsak, bizi ne öldürebilir” demeyin! Videonun dışında görmediğimiz birbirinden değişik yaratıklar olacak. Baş tasarımcı Glem Schofield’ın söylediğine göre Dead Space, Doom 3’ün bile rahatlıkla geride bırakabilecek korku sahnelerine de sahip olacak. Hatta iddia ettiğine göre, bizi korku komasına sokacakmış. Doom 3’ün dışında oyunun ana ilham kaynağı Resident Evil ve Silent Hill serileriymiş. Zaten yaratık modellemelerine baktığımızda Resident Evil’dan direkt olarak esinlenildiğini de görüyoruz.

Koşarken attığını vuran var mı aranızda?

Oyunun diğer ekstralarına değinmek gerekirse, silahlar oyunda önemli bir yer tutacak. Dağ gibi canavarlara karşı yakın dövüş denemek biraz ahmakça olur herhalde, o yüzden elimize bir silah vermişler onu idareli bir şekilde kullanarak ilerleyeceğiz. Bunun yanında hayatta kalmak ana amaç olduğu için oyuna başladığımız maksimum can ile oyunu bitirmemize imkân yok. Bunun için belirli bölgelerdeki “Med Kit” adı verilen sağlık paketlerini kullanacağız. Oyunumuzun oldukça gerçeğe yakın bir oynanışı da olacağından bahsediyor baş tasarımcı Glem Schofield. Bunu da şöyle bir örnekleme ile açıklamış; “Gerçek hayatta koşarken silah kullanabilen birini söyleyin, bizde oyuna koşerken silah kullanabilme özelliği koyalım”. Evet, böyle diyor. Bu söyleme karşılık bende şöyle bir şey söylüyorum: “Battal Gazi, Kara Murat ve Tarkan’ın at üstünde giderken nasıl ok attığını bilmiyorsun galiba”. Ona böyle bir cevap verdiğimde, güldü ve şöyle dedi: “Onlar sadece Yeşilçam filmlerinde olur”. Bende sesimi çıkarmadım. Kendi bildiği gibi yapsın :) .

Son olarak

Konu iyice dağılmadan devam etmekte yarar var. Oyunumuz Unreal Engine 3 kullanılarak hazırlanıyor. Unreal Engine’in neler yapabildiğini Unreal Tournament 3 ve Gears of War’dan biliyoruz. Bakalım EA’in elinden bu motor ile neler çıkacak.

Oyun 2008 yılının son çeyreğinde piyasada olacak. 2008’de dikkat ettiyseniz, birçok hayatta kalma tabanlı oyun piyasada olacak. Left 4 Dead ve Alone in the Dark 5’te diğer hayatta kalma tabanlı oyunlar. Left 4 Dead’in multiplayer modu da olacak bildiğiniz gibi fakat Dead Space’te böyle bir durum yok. Single player modunda takılacağız. Dead Space, PC, Xbox 360 ve Playstation 3 platformları için hazırlanıyor. Son olarak oyunun web sitesine de bir göz atmanızı öneririm. Oyunun atmosferine uygun, harika bir web sitesi yapmışlar. Gezip görmenizi tavsiye ediyorum (ea.com/deadspace).
Bekleme Puanı:8
Yapımcı:
Electronic Arts
Yayıncı:
Electronic Arts
Çıkış Tarihi:
2008'in Son Çeyreği
Sistem:
PC, Xbox 360 ve PlayStation 3

Devamını okuyun...>>

Alone in the Dark 5

“1.sini oynarken dışarıda şimşek çaktığında korkmayacağıma söz verip gök gürlediği anda ekranda zombiyi gördüğümde altımdaki tabureyi de alarak salona kaçtığım oyun serisi.”
- Alone in the Dark serisi hakkında, ekşi sözlükten bir yorum.

Bir oyun düşünün, kendinden sonraki hit oyunlara ön ayak olsun. Korku konseptini, macera türü ile harmanlasın ve gothic bir hava ile bizlere sunsun. Her daim korku ile oynadığımız bir oyun olsun. Sesleri ve atmosferi ile insanı geren, bulmacalarıyla beyin yoran bir oyun olsun. Evet, Alone in the dark. Bu serinin adı bu.
Karanlıkta tek başına

Oyunumuzun hikayesini anlatarak başlayalım. Aslında tam olarak “senaryo şudur” şeklinde bizlere sunulmuş bir bilgi yok. Fakat yapımcı biraz yüzeysel de olsa oyunun senaryosu hakkında bazı şeyler bildirdi. Oyunda, serinin geçmiş oyunlarında olduğu gibi Edward Carnby adındaki dostumuzu kontrol ediyoruz. Bu Edward gereğinden fazla meraklı bir kişidir. Yaşamakta olduğu New York şehrinde garip ve doğaüstü bazı olaylar olmaktadır. Edward’da üzerine vazife olmamasına rağmen bu olayları araştırmaya başlar ve olaylar da tam burada başlar.

Sinematik bir oyun

Alone in the Dark serisinin her zaman sinematik bir yanı vardır. Bu oyunda da bu düzen bozulmayacak ve oyun yüksek bütçeli bir diziymiş gibi ilerleyecek. Oyunun her bölümü 30 ila 40 dakika arasında sürecek ve her bölüm bittikten sonra bir save noktası yapabileceğiz. Ayrıca diğer bölüme geçtiğimizde, tıpkı televizyon dizilerinde olduğu gibi geçmiş bölümün bir özeti olacak ve bu bölümde yapılması gerekenler bize sıralanacak. Bunun yanında bölümlerin içerisinde de bolca sinematik ara videolar ile karşılaşacağız. Birçok sinematik video içereceği için bu oyunu İngilizce bilen arkadaşlarımızın, olayı anlayarak oynamasını da ayrıca tavsiye etmek lazım. Çünkü sinematik videolar, oyuna eşsiz bir akıcılık katacaktır (Bkz: Kane & Lynch: Dead Man).

Oyunun bir diğer ilgi çekici özelliği ise ekranda ne bir mermi barı ne de can barı olacak olması. Ekran tamamıyla oyuna ayrılmış olacak. Yani etrafta cart barı, curt barı vs. olmayacak. Bu da tabii ki oyunun sinematik yapısını iyice pekiştirecek. Ayrıca oyuna aksiyon olarak da geri dönecektir bu uygulama. “Mermi ne zaman bitecek? Şuraya dalsam acaba ölür müyüm? Canım azaldı mı acaba?” gibi sorular sürekli başımızı kemirecek. Bu bar olaylarının tamamen kaldırılmış olması, kendimiz hakkında hiç bir şey bilmiyoruz anlamına gelmiyor. Üzerimizde ne var ne yok bakmak istersek, ceplerimizi kontrol etme imkânına sahip olacağız. Üşengeç arkadaşlarımız için istenmeyen bir özellik bu, zira diğer oyunlarda her şey sağ üst veya sol üst köşede (sol ve sağ alt köşede de olabilir) yazıyor. Her neyse, şimdi bu cepte ne var ne yok bakma olayını duyunca sakın cebimize bazuka falan sokuyoruz sanmayın. Cebinde bir kapasite durumu var (kalın yaparsak da sığmaz. Alpella Rio mu bu?) !

Son olarak

Bu oyundan sonra serinin devam edeceği de yapımcı tarafından duyuruldu. O yüzden bu oyunun sonunda, bir son beklemeyin. Hikaye devam edecek. Bunların yanında oyun birçok konsola çıkacak. PC, PS3, X360, Wii, PS2 ve PSP platformlarında oyunu oynayabileceğiz. Fakat PS3 platformuna, diğerlerine nazaran biraz daha geç çıkacak oyun. Onu da söylemeden geçmeyeyim. Ayrıca oyun Dx10 teknolojisi ile geliştirilmiyor. Fakat çıktıktan sonra bir yama ile Alone in the Dark 5’i de Dx10 teknolojisi ile görebiliriz. Alone in the Dark 5 veya diğer adıyla Alone in the Dark: Near Death Investigation oyunu hakkında söyleyeceklerimiz bu kadar. Artık çıkmasını beklemekten başka yapabileceğimiz tek şey var: Yapımcı kardeşlerimize başarılar dilemek.
Bekleme Puanı:7
Yapımcı:
Eden Games
Yayıncı:
Atari
Çıkış Tarihi:
Mayıs 2008
Sistem:
PC, Xbox 360, Playstation 3, Playstation 2, Nintendo Wii, PSP

Devamını okuyun...>>

Kane's Wrath

Command & Conquer serisi benim içimde her zaman farklı bir yere sahip olmuştur. Bunun nedeni de sadece Red Alert 2’dir. O kadar başarılı bir oyundu ki Red Alert 2, bütün Command & Conquer serisini bağrıma basmamı sağladı. Aslında pekte bağra basılmayacak cinsten oyunlar gelmedi bu seriye. 2000 yılından bu yana sadece bir adet ek paketi çıkartılan bu seri (RTS olarak), Tiberium Wars ile tekrar hayat bulmuştu. Hem de geçmiş oyunların havasından hiçbir şey kaybetmeden. Tiberium Wars ile yakalanan başarının ardından, yeni bir ek paket ile Tiberium savaşları devam ediyor.

Hemen ek paketin konusu hakkında bilgi vererek yazıya başlayayım. Oyun, Tiberium maddesinin ortaya çıktığı ve yer küreyi kısa zamanda Tiberium ile kaplandığı zaman diliminde geçiyor. Yani Tiberium için savaşlar yeni yeni yapılmaya başlanıyor. Hal böyle olunca tamamen Tiberium’a odaklı olan “Tiberium Wars” tan biraz daha farklı bir ünite yapısına sahip olmasını bekliyorum oyunun (Harvester’lar biraz daha ilkel olabilir; Tiberium daha yeni yeni çıktığı için.). Bunun yanında oyunda sadece Brotherhood of Nod (Kısaca Nod. Bu birlik geçmişte Nod32 adlı anti-virüs yazılımını da geliştirmiştir:) tarafını seçebileceğiz. Bu da oyunu biraz daha kısıtlamış bana göre. Ne güzel iki tarafı da yönetebiliyorduk.
Irk çatışması

Tiberium Wars’ta yer alan iki taraf vardı bildiğiniz gibi. Bu ek pakette, bu iki tarafı biraz dallandırmışlar ve her birine ikişer alt ırk eklemişler. Bunlar ise GDI tarafında, Steel Talons ve ZOCOM; NOD tarafında ise Black Hand ve Market of Kane. Bu yeni iki alt ırkın uzmanlaştığı ve diğerlerinden daha üstün olduğu kısımları var tabii ki. Irklar ve özellikleri ise şöyle:

Steel Talons: GDI tarafında bulunan Steel Talons ırkı, ağır makineli silahlar kullanan ve her bir piyadesinde farklı ek silahlar bulunduran bir ırk. Mesela Harvester’larda, Tiberium haznesinin yanı sıra bir de kömür haznesi yer alıyor. Bu durum askerlerde de aynı. Askerlerimiz kömür toplayabilecek. Tabii askerlerinde bir kapasite durumu olacaktır ve pek fazla kömür toplayamayacaklardır.

ZOCOM: Bu ırkımızın piyadelerinde oldukça teknolojik aletler yer alıyor. Bunlar: nokta vuruş asker piyadeleri (vuruyorlar ve kaçıyorlar), hava saldırılarına karşı oldukça etkili füzeler ve sonic el bombaları vs. Ayrıca teknolojik bazı deneyler yapıyor bu arkadaşlarımız ve bu teknolojik deneyler için oldukça sağlam bir ham madde alt yapısına sahipler. Bu ırk daha çok savunma ve teknoloji konusunda ilerlemiş durumda.

Black Hand: Bu ırkın en önemli özelliği, yine oldukça güçlü şok dalgaları yayan silahlara sahip olan askerler. Bu ırkın diğer farklı bir özelliği ise her piyade ünitesinde bir adet papaz olacak olması. Bu papaz askerlerin günah çıkarmasını sağlıyor. Bu günah çıkartma işlemi, askerlere artı can ve yüksek ateşleme gücü olarak geri dönüyor. Çok farklı bir şey ama neden olmasın? Olur… Yapın.

Marked of Kane: Bu ırkın en önemli özelliği ise gizlilik. Düşman radarlarından kaçmakta oldukça başarılı olan araçlara sahip olan bu ırkın elinde, Steel Talons’dakiler kadar olmasa da ağır silahlar yer alıyor. Ağır silahların yanında oldukça gizli ve sessiz bir şekilde düşman askerlerini tek tek halledebilen erleri de vardır bu ırkın. Ayrıca mıknatıslı mayın üretmeyi düşünüp uygulayan ilk ırktır bu ırk. Mayın’ı yerleştiriyorlar ve üzerinde metal olan bir düşman askeri bu mayını kendine çekiyor ve mayın ile birlikte asker havaya uçmuş oluyor. İlginç vallahi.

Son olarak

Oyunumuz genel olarak bu şekilde olacak. Yeni yeni ırklar ve taraflar oyuna eklenecek. Xbox 360’a yeni bir kontrol sistemi hazırlanıyor. Bunun dışında, oyunda 30 yeni multiplayer haritası yer alacak. Ayrıca Tiberium Wars’un 20 yıl öncesinde geçen bir kampanya modu da bizleri bekliyor. Paketin çıkmasını dört gözle bekliyorum.
Bekleme Puanı:9
Yapımcı:
Electronic Arts
Yayıncı:
Electronic Arts
Çıkış Tarihi:
24 Mart 2008
Sistem:
PC ve Xbox 360

Devamını okuyun...>>

Alan Wake

Remedy’nin Max Payne serisini devam ettirmeme kararırın ardından yapımınına başlanılan ve 3 yıldır yapımı süren Alan Wake bu yıl çıkıyor. Yazdığım yazıların giriş bölümlerini oldum olası sevmediğim için; lafı da uzatmak istemiyorum ve direkt olarak hikâyeye geçiyorum.

Rüya göremiyorum… Neden?


Alan Wake, geçimini yazarlık yaparak sağlayan bir kişidir. Sürekli olarak korku kitapları yazmaktadır. Bu yazarlık işinden çok para kaldırmıştır. Yazdığı kitaplarda anlattığı şeyler, rüyasında gördüğü dehşet verici olaylardır. Bu rüyaları, yeni nişanlandığı sevgilisi ile uyurken görebilmektedir. Yani nişanlısı, Alan’ın ilham perisi durumundadır. Bu peri yok olursa ne olacağını hepimiz biliyoruz. Tabii ki rüya göremeyen ruhsuz bir adam olacaktır Alan. Aslında buraya kadar her şey istenildiği gibi fakat biraz düşününce mantıksız geliyor. Rüyalar gerçek hayatta yaşadıklarımızın yansımaları (bilinçaltı olayı) olduğu için, rüyaların nişanlısı sayesinde gelmesi olayı biraz yanlış oluyor. Her neyse, süper güç diyip geçiyoruz. Alan’ın nişanlısı bir sabah aniden yok olmuştur. Alan onu ne kadar aradıysa da tabii ki bulamaz. Gazetelere kayıp ilanı bile vermesine rağmen, nişanlısı bir türlü bulunamaz. Tek başına kalmıştır. Rüyaları bile onu terk etmiştir adeta. Kendine başka bir sevgili bulmayı bile denemiştir fakat eli yüzü düzgün bir adam olmadığı için kendini beğenen birini bulamaz. Tam bu sırada, gribal enfeksiyon nedeni ile hastaneye gider ve burada bir hemşire ile karşılaşır. Bu hemşire kaybolan nişanlısı çok benzemektedir fakat o değildir. O hemşireyi görünce, ona aşık olur ve rüyalarına tekrar kavuşur. Rüya geldi, aşk bitti ayaklarına yatmadan bu hemşireyle de çıkarlar ama işler yolunda gitmez. Alan’ın rüyaları yine eskisi gibi yüksek dozda dehşet içermektedir fakat bu rüyalar kimi zaman ona gerçek hayatta oluyormuş hissi vermektedir. İşte tam bu noktada oyunumuz başlar… Alan’ın hayatındaki bu gizemli şeyleri çözmek bizim elimize verilir.

GTA kırması mı acaba?

Oyun serbest bir yapıya sahip olacak. O yüzden oyun büyük bir şehir olan Pride Falls’da geçiyor. Bu şehirde istediğimiz gibi gezebileceğiz. Görevleri de ne zaman istiyorsak o zaman yapacağız. Şehri tabanlara kuvvet mantığı ile gezmeyeceğiz, arabalar ve motorlar da kullanabileceğiz. Fakat bu araba ve motorları nereden bulacağımız henüz bilinmiyor. Ünlü bir yazar olduğumuz için çalmak hoş olmayacağı için büyük bir ihtimal kendi araba veya motorumuzu kullanacağız bana göre. Oyunda gece gündüz olgusu da olacak. Anlattıklarımdan, “oyun GTA kırması” sonucunu çıkartabilirsiniz fakat tam olarak öyle değil aslında. Çünkü bu oyun biraz daha senaryoya bağlı ve tamamen dehşet odaklı bir oyun değil. Bir oyunun arkasında Rockstar yoksa kan ve dehşette yoktur. Bu yıllardır böyle. Her neyse; oyunun diğer bir özelliği de Half Life 2’deki kadar başarılı bir çevre etkileşimi olacak olması. Tabii bunu şuan için doğrulayamıyoruz çünkü henüz bu konuda gösterilen bir video falan yok. Onu oyun çıkınca anlayacağız artık.

Fenerin pili bitti, şimdi ne olacak?

Oyunumuzda kullanacağımız silahlara deyinecek olursak, yapımcının söylediğine göre en güçlü silahımız elimizdeki yarım doluluktaki pillere sahip fener olacak. Yapımcı, “Bu fener çoğu şeye ışık tutacak, bu fener çok önemlidir” falan tarzında hafif saçmalamayla beraber açıklamalarda bulunmuş. Oyunumuzun macera yönünün de kuvvetli olması, bu fener olayını destekliyor aslında. Bazı gizemli şeyleri bu fener sayesinde çözebilecekmişiz… Elimizde bulunan diğer silah ise biraz eski ama sağlam bir tabanca. Şuan modelini söyleyemeyeceğim ama Magnum diye tabir ettiğimiz tabancalara benziyor.

Son söz

Sanırım anlatacaklarım bu kadar. Oyunun yapımına 2005’te başlanıldı ve yaklaşık olarak 3 yıldır devam ediliyor. Oyun DirectX10 teknolojisi ile geliştiriliyor ve tabii ki Vista işletim sisteminde çalışacak. Oyunun yayıncısı Microsoft olduğu için kaçınılmaz olarak Xbox360’a da çıkacak oyun. Şuan için net bir çıkış tarihi açıklanmasa da oyun bu yıl içerisinde çıkacak (Benden duymuş olmayın ama çıkış tarihi Ekim 2008 – Yusuf Canpolat). Zaten bildiğim kadarıyla iki kere ertelenmişti çıkış tarihi, bu kez ertelenmez diye umut ediyorum.
Bekleme Puanı:8
Yapımcı:
Remedy Entertainment
Yayıncı:
Microsoft
Çıkış Tarihi:
2008
Sistem:
PC ve Xbox 360

Devamını okuyun...>>

Grand Theft Auto IV

Bundan yaklaşık on yıl önce pc oyunlarını yeni fark etmeye başlamıştım. Hayatıma bir anda girivermiş ve beni çok derinden etkilemişlerdi. O aralar fark ettiğim ilk oyunlardan olan, GTA serisi ise (daha doğrusu GTA 2) içlerinde beğenimi, en harbisinden kazanmış oyun olarak karşıma çıkmıştı. Oyun beni o kadar etkilemişti ki oynamak için fırsat gözler olmuştum. Şu zamanda kuş bakışı oyunlara değer verilmezken; Gta’ nın daha toy olduğu vakitler oyun herkes için bir hit idi. Geçen onca yıldan sonra Rockstar Games, GTA serisini çıkartmaktaki azmini sürdürmüş, ardından bir ilk ile(3D) GTA 3 daha sonra GTA: Vice City ve sonunda da GTA: San Andreas’ı piyasaya sürmüştü. Bu çıkan oyunların her biri zamanında çok beğenildi ve her yaştaki oyuncu tarafından ilgi gördü. Şimdi ise Rockstar’ın bu azmiyle birlikte GTA 4, bu geleneği devam ettirecek gibi görünüyor.
American Idiot

Bilindiği gibi Gta tamamen Amerika yaşantısına özgü bir oyun. Gta’ nın bu denli ilgi görmesi sebebinin ise insanların Amerika yaşantısına olan özlemlerinden(özentilik) ileri geldiğini düşünüyorum. Birçok kişinin de benim gibi düşündüğüne inanıyorum. Bu nedenle Gta bu kadar sevilerek oynanıyor. Örneğin bir Amerikan sinemasında görebileceğiniz tüm yaşam tarzı Gta da mevcuttur. Karakterler ise asıl beğeniyi toplayan isimlerdir ve normal değillerdir. (Normal olsa Türk Sineması olur:)) Gta serilerine baktığımız zaman bunu rahat bir şekilde fark edebiliriz. Aynı şekilde, yine GTA 4 de kullanacağımız karakter normal değil, saplantılı ve tam bir American Idiot!

Yönlendireceğimiz ana karakterin adı Niko Bellic. Orta boylu, seyrek saçlı, son derece normal görüşlü bir insan olmasının dışında onu farklı kılan tek şey büyük burnudur. Niko Avrupalı bir vatandaştır (Verilen Trailer da ki konuşma lisanı). Amerika’ ya göç edip, küçük işlerle başlayıp, büyük paralar kıran Niko, bir anda her şeyini kaybeder. Büyük şehir bizi yutar diyerekten memleketi Avrupa’ ya dönünce kuzeni Roman aracılıyla tekrar Amerika’ ya dönmesi için ikna edilir. Niko’ nun dönmesiyle birlikte Roman onun en büyük destekçisi ve dostu olur, daha sonra bizim yönlendireceğimiz macera ise buradan devam eder.

Amerika… Şehirler… Caddeler… Sokaklar…

Niko’yu kontrol edeceğimiz dev bir Liberty City var. Evet, üçüncü oyunda adı geçen ve fazlasıyla büyütülen Libert City… Beş şehir mevcut. Bunlar; Brooklyn, Manhattan, Queens, Bronx ve New Jersey. Ama bunlar San Andreas da olduğu gibi gerçek isimleriyle değil de yine sırasıyla; Broker, Algonquin, Dukes, Bohan ve Alderney olarak anılacağı söyleniyor. San Andreas da karşılaştığımız için doğrudur diyorum. Bu şehirlerde görebileceğimiz ve hepimizin bildiği ünlü yapılar da olacak. Brooklyn köprüsü, Empire State Building, Özgürlük Anıtı ve daha niceleri… Açıkçası bu büyük şehirler bize uzun zaman içerisinde keşfedilecek yerler sunabilecek. Bu da oyunun oynayışına ayrı bir hava katacak.

Beklenen olacak ve bir süre sonra Niko ile şehrimizde yoğun özgürlük ve serbestlik kavramları ile iç içe olabileceğiz. Oyunda kim bilir ne türden olaylara kalkışacağız, ne naneler yiyeceğiz, ne kadar eğleneceğiz… Gta aslında tek bir oyun değil; birçok oyun türünün bileşkesi gibi. Başka hangi oyunda hem adam vurup hem araç kullanıyorsunuz; hem caddelerde gezip tozup, yüzlerce görev alıp senaryoya göre oynayabiliyorsunuz? Tamam birkaç tane olabilir ama hangisi Gta kadar kaliteli? Üstüne üstlük üzerinize yığılan onca ayrıntı, ana yemekten sonra ikram edilen tatlı gibi. Şimdi bu yenilikler neler ya da neler olabilir onlardan bahsedeyim.

Öncelikle şehrimizde kendini hissettiren ‘canlı’ çevre, oyunun en önemli temel taşlarını gösteriyor. Bunlar arasında yer alan önemli özellikler, insanların birbiriye olan ilişkileri ve normal şekilde davranmaları :) Sigara yakabiliyorlar, durakta otobüs bekleyebiliyorlar, gişe görevlisi olup Niko’ ya bilet kesebiliyorlar. Bunlar şimdilik bilinen birkaç ayrıntı ve ben buradayım diyen yaşamın ta kendisidir. Sokakta bir insanla çeşitli konular hakkında konuşabiliyormuş Niko. Cep telefonu ile ilgili de görev almada ve birçok işini halletmede kullanacağı biliniyor. Belki bir rehber kayıt sistemi bile bulunabilir Niko’ nun telefonunda.

Gta’ nın en güzel yanı birbirinden farklı araçlarla şehirlerde tur atmaktır. Dördüncü oyunda araçların modellenmesinde aşırıya kaçılacağını ve birçok ayrıntıya yer verileceğine eminiz. Rockstar tarafından verilen ekran görüntülerinde, Niko’ nun aracın içindeyken birçok detayı kullanması (örnek olarak dikiz aynasından polisi gözetlemesi), ekran görüntüsüne bakaraktan anlayabileceğimiz, bagajdan silah çıkarıp kullanması bu ayrıntıların bir kısmı. Araç sürüş olarak da, her aracın kendine özgü bir sürüş deneyimi olacakmış. Bunu aracı kontrol ederken fark edebilecekmişiz. Kaza efektleri ve polis kovalamacıları ise büyük hasar modellemeleri, ileri sürüş teknikleri ve de hız efektleri ile oyuna ayrı bir hava katacaktır.
Bekleme Puanı:9
Yapımcı:
Rockstar Games
Yayıncı:
Rockstar Games
Çıkış Tarihi:
30 Nisan 2008
Sistem Gereksinimleri:
Xbox 360 ve PlayStation 3

Devamını okuyun...>>

Crysis

Kimilerimiz Far Cry’ın yapımcılarının Türk olduğunu ilk duyduğumuzda kulaklarımıza inanamadık, kimilerimiz bu oyunu oynarken gözlerimize inanamadık, kimilerimiz ise gururumuz “Yerli” kardeşlerin Crysis in yapımı duyurduğunda yiyecek tırnak bırakmadık. İlk ekran görüntüleri ve videolarla Avni, Cevat ve Faruk Yerli kardeşlerin kurduğu CryTek firması artık kabına sığamaz hale geldiği açıkça ortaya çıkıyordu. Oyunun görsel güzelliklerinin yanında yapımcılarının da Türk oluşu bizlerin beklenti ve heyecanını kat ve kat arttırırken CryTek CEO’su Cevat Yerli yaptığı açıklamayla son noktayı koyuyor ve Türk oyun severlerin yıllardır özlemini çektiği Türkçe dil desteğinin olacağını söylüyordu. Bu oyun artık bizler için önemini bir kat daha arttırmış oluyordu, çünkü ilk kez dünya çapında bu denli ses getiren bir oyun Türkçe olarak piyasaya çıkacaktı ve bunun orijinal olarak satın alınması yabancı yayıncıların gözlerinin de bir anda ülkemize çevirebilir, Türkçe oyunların devamı gelebilir düşüncesi hafızalarımıza kazınıyordu.
Ve sonunda zaman geliyor Cevat Yerli’nin Türkiye ziyaretiyle birlikte oyunun 50 YTL’lik fiyatı açıklanıyor, ilk Türkçe videolar izleniyor, seslendirmelerdeki ünlü isimler tek tek gözden geçiriliyor ve oyunun vitrinlerdeki yerini ne zaman alacağı forum tartışmalarında rekorlar kırıyordu. Ne yazık ki Aral İthalat’ın çeşitli sebepleri sonucu Türk oyun severler biraz daha gecikmeli olarak oyunlarına kavuşuyordu. İlk parti oyunlar kısa sürede tükenirken, Aral İthalat’ın bu duruma hazırlıksız olduğu maalesef ortaya çıkıyordu.

Kıyafetin marifetleri

Belki de oyunla ilgili çoğunluğun artık ezbere bildiği olayın bu yüzünü geride bırakarak işin en keyifli noktasına gelecek olursak; 2020 yılında Kuzey Kore açıklarında yer alan bir adaya düşen göktaşı sonucu Kuzey Kore ordusu adaya konuşlanarak dışarıyla olan tüm bağlantıyı kesmektedir. Bu noktada bize verilen görev ise adada yer alan arkeologlarla iletişimi sağlamak ve onları güvenli bir şekilde adadan tahliye etmektir. Her zamanki gibi Amerikan ordusuna mensup özel donanımlı askerler bu olayın başkahramanları, üzerlerinde yer alan Nano giysileri oyunumuzun en önemli unsurlarından birini oluşturmakta. Peki bu nano suit bize neler sunmakta;

Maksimum Hız: Aktif edildiğinde kısa mesafeleri çok hızlı bir şekilde kat etmemizi sağlayan bir özellik. Yakın mesafedeki çatışmalarda ya da düşmanı şaşırtma, kalabalıklardan sıvışma gibi kritik noktalarda başvurduğumuz önemli bir özellik.
Maksimum Güç: Aktif olduğunda insanoğlunun yalın bir şekilde ulaşamayacağı güçleri bize sunuyor. Bu sayede çok daha yükseklere zıplamamız, araçları kaldırıp atmamız, verdiğimiz hasarları kat ve kat arttırmamız mümkün hale geliyor.
Maksimum Zırh: Aktif olduğunda düşmandan zarar alabilme durumumuz minimuma indirgenmekte. Sıcak temas sırasında mutlaka kullanılması gereken bir özellik olarak karşımıza çıkıyor.
Pelerin: Aktif edildiğinde bizi görünmez moda sokan giysimizin beklide en kritik özelliği. Hareketsiz kaldığımızda görünmez kalma süremiz azalmazken hareket ettiğimizde süre giderek azalmakta.

Oyun Puanı:98
Artıları:
Crysis gibi dünyayı sallayan bir oyunun %100 Türkçe olması bizim için kesinlikle en büyük artısı. Ayrıca iyi bir sisteminiz varsa ve grafik performansınıza güveniyorsanız harcadığınız bütün paranın kanını çıkarabilir.
Eksileri:
Eğer artılarda yazan sisteme sahip değilseniz oyundan alacağınız grafik kalitesi düşecektir. Her ne kadar düşük hali bile süper olsa da şunu bilin ki daha crysis daha iyisini de verebilir.
Alınmalı mı?
Son zamanlarda çıkan en iyi FPS oyunu diyebilirim. Hem zaten %100 Türkçe haliyle ülkemizde satılıyor. Bir de Türkçe olmasından ötürü orijinalini alalım kampanyası var. Mutlaka almanız lazım.
Sistem:
Intel P4 2.8 GHz İşlemci, 1 GB Ram, Nvidia 6800GT ya da ATi 9800 Pro ayarında ekran kartı (minimum), 12 GB boş sabit disk alanı

Devamını okuyun...>>

Unreal Tournament 3

Yazarlık hayatımda belki de yazmakta en çok zorlanacağım yazı olacak bu yazı. Kendi sektörünün gelişmesinde büyük pay sahibi olmuş, çoklu oyuncu modunda herkes için bambaşka yeri olan ve grafikleriyle her zaman oyuncuların ağzını bir karış açık bırakan bir oyunu yazmak o kadar da kolay olmasa gerek... Unreal Tournament (bundan sonra UT diyeceğim) çıktığı tarihte özellikle Quake gibi bir başyapıta FPS konusunda deyim yerindeyse ders veriyordu. Artık büyük ölçüde dizginleri eline alan Unreal Tournament, uzun bir süre boyunca oyuncuların multiplayer zevkinin doruğa çıkmasını sağladı. Bu tarihten itibaren artık FPS’de büyük gelişmeler oluyor, firmalar çok daha sıkı bir rekabet ortamına giriyordu. Epic Games’in bu rekabete katılmasının ardından uzun bir süre geçmemişken, UT 2003’ü yayınlandı... Böylece Unreal 2 grafik motorunu da oyuncuların beğenisine sunma şansını yakalayan Epic Games, o zamanlar da çıkan Half Life gibi unutulmaz oyunların gölgesinde kalınca pek fazla ses getirememişti. Ancak Epic Games’in UT 2003’e uyarladığı Unreal 2 grafik motoru sayesinde oyuncular tam anlamıyla bir görsel ziyafet yaşıyorlardı.

Aradan yaklaşık iki yıl geçmiş, Epic Games bu sefer UT 2004’ü yayınlamıştı. Her serisinde kendini bir kat daha geliştiren UT, multiplayer çılgınlığının yanısıra single player modunda da kendini yavaş yavaş gösteriyordu. Artık Epic Games,“klasikler” bölümüne adını altın harflerle yazmayı başarmıştı. UT oynayarak kaç kere sabahladığını hatırlayan var mı içinizde? Veya ping değerinin yüksek olmasından dolayı kaç tane klavye, mouse parçaladığını hatırlayan? Bayrağı, amansızca bir çatışmanın arasında kendi hanesine götürürken laç litre ter döktüğünü hatırlayan? Tabi ki bunların birçoğu abartılı şeyler, ancak eminim UT başında çok klavye, mouse parçalamış ve sırf UT için gecelerini gündüzüne katmış birçok oyuncu vardır... Hal böyle olunca oyuncular bir yandan multiplayer (ve az da olsa single player) zevkini yaşarken bir yandan da diğer serinin ne zaman piyasaya sürüleceği haberini duymak için sabırsızlıkla bekliyorlardı. Çünkü böyle bir oyunun kesinlikle bir devamı gelmesi gerekiyordu...

Aradan 3 yıl gibi uzun bir zaman geçti ve Epic Games Unreal Engine 3 grafik motorunu geliştirdi. Bir süre boyunca sadece ismini bilmekle yetindiğimiz bu motorun asıl marifeti oyun içi resimler internete yavaş yavaş sızmaya başlayınca anladık. İlk önce Gears of War ile Unreal Engine 3 grafik motoru beğenimize sunulmuştu. Bence yılın merakla beklenen oyunlarından biri olmasının asıl sebebi barındırdığı grafik motoru ve bu grafik motorunun neler başarıyor olmasıydı... GoW’un piyasaya sürülmesinin üstünden çok kısa bir süre geçtikten sonra (PC versiyonunun – Yusuf Canpolat) asıl merakla beklenen oyun yani Unreal Tournament 3 piyasaya sürüldü.

“Gerçek Olmayan Turnuvaya” Tekrardan Hoş Geldiniz...

Oyunla ilgili düşüncelerimi aktarmaya başlamadan önce kısaca şunu belirtmek istiyorum. Oyunun bütün ağırlığı artık çoklu oyuncu modunda bulunmuyor, Epic Games bu sefer Campaign moduna çok daha önem vermişe benziyor. Öyle ki diğer UT serilerine nazaran daha kapsamlı ve üzerinde gerçekten uğraşılmışa benzeyen bir konumuz bulunuyor. Adı üstünde, bir anda gerçeği olamayacak bir savaşın içinde buluyoruz kendimizi. Dünya dışından gelen başka bir ırk, dünyadaki temel kaynakları ele geçirebilmek için insan ırkıyla amansız bir mücadeleye giriyor. Bizde doğal olarak bu mücadelenin içinde başrol oynayan kişilerden biri oluyoruz. Campagn modunun ilk başında, önceden UT serilerinden hiç birini oynamayanlar için (ne kadar çok şey kaçırmışlar) çok büyük fayda sağlayacak bir alıştırma bölümünden geçiyoruz. Bu bölümde özellikle diğer oyunlara nazaran ne kadar hareketli olunması gerektiği, çabuk ve kıvrak davranılması gerektiği başlıca öğrenilen unsurlar oluyor. Zaten daha önce UT oynayan herkes hareketliliğin ne kadar ön planda olduğunu biliyordur. Oyunda sadece bir biz hareketli değiliz tabi. Botların yapay zekası da olağanüstü derecede gelişmiş durumda. Yani bana oturupta campaign modunda olduğumu söylemeseler yemin ediyorum kendimi multiplayer modunda oynuyor sanacağım. Böyle bir yeminin ardından yapay zekanın ne kadar gelişmiş olduğu kafanızda yavaş yavaş oluşmuştur eminim :).

Oyun Puanı:95
Artıları:
Grafik motorunun nimetlerinden tam anlamıyla yararlanılmış, bize tam bir görsel ziyafet yaşatıyor. Önceki serileri oynamayanların oyuna alışamama gibi bir durumları yok, oyunun bilgilendirici yazıları sayesinde çok çabuk oyuna alışılıyor. Kontroller gayet yerinde ve oynanabilirliği hat safhada. Singleplayer modu da yeterli, multiplayer modu da.
Eksileri:
Biraz saçma gelebilir ancak oyunun hiç bir eksisini görmedim ya da göremedim. Unreal seviyorum diye söylemiyorum ama göze çarpan bir eksisi yok bana göre.
Alınmalı mı?
Şiddetin gerçek yüzünü ne Amerika – Irak savaşlarında ne de başka oyunlarda aramayın, eğer şiddetin gerçek yüzünü görmek ve tatmak istiyorsanız ve tekrardan gecelerinizi gündüzlerinize katmayı göze alıyorsanız bu oyunu oynamamanız için başka hiç bir sebep yok. Unreal Tournament hem size fazlasıyl zevkli anlar yaşatacak hem de fazlasıyla zamanınızı çalacak. Eski Unreal oyularını halen oynuyoranız, Unreal Tournament 3 tam bir şaheser kalıyor. Multiplayer kısmının yanında campaign moduna da önem verilmesi büyük bir artı. Kesinlikle alınmalı.
Sistem Gereksinimleri:
Windows Xp veya Vista işletim sistemi, 2.4GHz P4 işlemci, 512mb ram, Nvidia 6200 veya daha üstü bir model ekran kartı, 8gb boş sabit disk alanı


Devamını okuyun...>>

Super Mario Galaxy

10 seneden fazla bir süre “Super Mario 64” oyununun devamını beklemek zorunda kaldık. Nihayet “Super Mario Galaxy” ile bu bekleyişe artık bir son vermiş olduk. Sizin de hatırlayacağınız gibi Mario maceralarından bazı göze batan oyunları arasında “Super Mario Bros” “Super Mario Bros 3” “Super Mario World” olmuştu. Son olarak “Super Mario 64” de beğenilerimiz sunulduğunda iyisi ile kötüsü ile bazı deneyimler yaşatmıştı bize ki, son olarak da “Super Paper Mario” olarak bildiğimiz Mario oyununun üç boyutluya taşınışına tanık olmuştuk. Lakin çok kan kaybetmişti artık “Super Mario”. Oyundaki kalite bozukluğu, devamlı aynı hoplamalar zıplamalar derken, “Wii” bu konuda zamanını gerektiği gibi değerlendirerek karşımıza gerçektende beklediğimizden çok daha iyi bir oyun çıkarttı.
Oyunumuzun başlangıcında sevgili Peachs Prensesimizin balosuna davetliyiz. Derken gökyüzünde Mario’un tanınmış Düşmanı “Bowser” görünüyor ve her zaman yardıma muhtaç güzel prensesimizi şatosu ile beraber uzaya göndererek maceramızın başlamasına sebep veriyor. Mario yola koyuluyor ve ilk olarak gözlemevinin bekçisi olan Rosalina ile karşılaşıyor. Size anlatabileceği çok hoş bir hikâye var, fakat size bırakılmış dinleyip dinlemek ve hemen kendinizi savaşa atabilirsiniz.

Yıldızların altında...

Burada araştırabileceğiniz toplam 120 yıldız var bütün samanyollarında. Fakat bu oyunu bitirebilmek için hepsini dolaşmanıza gerek yok. 60 yıldız civarında dolaşmanız yeterli oluyor, fakat bunları dolaşmak o kadar zevkli oluyor ki, gezmenize değer diyebiliriz. Her bir Samanyolu’nun kendi konusu var: Çiçekler, Buzullar, Lavalar veya hayalet konuları çok hoş ele alınmış diyebiliriz. Çok nadir oyunlar SMG gibi çeşitlilik sunmuştur oyuncularına. Ayrıca tamamlamanız gerek bazı zorunlu gizlilikler vardır ki, bunları ancak bir Samanyolu’nu tekrar ziyaret ettiğinizde ortaya çıkıyorlar. Burada gerekli olan yıldızlara ulaşabilmek için bir Samanyolu’nu birden çok ziyaret etmeniz gerekebilir. Fakat görevler hep değişik olduğundan dolayı hiçbir şekilde aynı işi birçok kez yapmış hissi oluşmuyor.

SMG gene kendi dizisinin geleneklerini kırarak yeni bir birim ortaya koyuyor ve sizin bazı bölümleri geçebilmeniz için yıldız tozları toplamanız gerekiyor. Bunlardan 50 adet topladığınızda bir hayat kazanmış oluyorsunuz. Aynı zamanda düşmanlarınıza karşı da kullanabilirsiniz veya gözlemevinde zaman zaman karşınıza çıkan Gourmet Lumas’lar oluyor. Bu yıldız tozundan onlara verdiğinizde size teşekkür olarak yeni bir Samanyolu seçeneği veriyorlar. Tabiî ki toplamanız gereken paralar da var, fakat bunlar sadece sağlığınızı yükseltiyorlar. Ekstralar burada sayısızca var. Ağırlıklı olarak belli bir zamanda belli bir bilmeceyi çözmeniz gerekiyor. Misal olarak Buz çiçeği Mario’ya buz parçaların yardımı ile suyun üzerinde yürüme imkânı sunuyor. Arı Mario olarak kısa bir süre uçabiliyor veya ateş çiçeği olarak düşmanlarına alev topu atabiliyor. Fakat bunlar Mario’nun yetenekleri arasında bulunmuyor ve bilinçli bir şekilde oyuna yerleştirilmiş ve bazı bulmacaları çözebilmek için konulmuş.
Oyun Puanı:93
Artıları:
Bir süredir popülaritesini kaybeden Mario, Super Mario Galaxy ile kendine çeki düzen vermiş. Wii’ye çıkan en iyi oyunlardan birisi olması da büyük bir artı. SMG de yürüyüp zıplamak yerine hem uçabiliyor hem de kaçabiliyoruz :) Son derece bol aktiviteli bir oyun.
Eksileri:
Wii çıktığından beri bizi bu kadar uzun bekletmesi en büyük eksisi. Şaka bir yana, çok nadirde olsa ufak kamera sorunları yaşanıyor. Bunun haricinde ne eleştirecek bir yanı var ne de bir eksisi.
Alınmalı mı?
Eğer Wii’niz varsa mutlaka almanız gerekiyor. Mario’yu sevin ya da sevmeyin, Wii’nin vazgeçilmezleri arasında yer alan bir oyun.
Sistem Gereksinimleri:
Nintendo Wii

Devamını okuyun...>>

Earth Assault

Oyun türleri arasında en sevdiğim tür stratejidir. Ancak bu türün kendine has bir dezavantajı, oyuncuyu soğutma alışkanlığı vardır. Strateji oyunları temelde aynı mantıkta olsalar da her birinin getirdiği yeniliğe alışmak uzun zaman alıyor. Enerji santrali kurup, baraka yapıp asker çıkarmak kadar kolay mantık varken yapımcılar neden farklı fantezilere kaçar anlamış değilim. Aslına bakarsanız bu konunun Universe at War ile pek bir bağlantısı yok. Sadece strateji oyunlarıyla ilgili içimde kalan bir duyguyu paylaşmak istedim.
2007’nin son stratejisi bunlar

Universe at War’un yapımcısı Petroglyph Games stüdyosunu muhtemelen duymuşsunuzdur. Duymadıysanız size Star Wars: Empire at War oyununu hatırlatmak isterim. Battleground’dan sonra gelen Star Wars evreninde geçen tek güncel strateji oyunu Empire at War’un yapımcısı. Oldukça güzel tepkiler alan ancak benim kontrollerine alışmakta biraz zorlandığım Star Wars: Empire at War’dan sonra yapımcı Petroglyph yeni bir uzay macerasına atıldı. Sonunda da ortaya Universe at War çıktı.

2007’nin son günlerinde piyasaya çıkan ve kısır geçen Aralık ayının sonlarında “aa oyun” dememizi sağlayan Universe at War, strateji türüne pek fazla bir yenilik getirmiyor. Belki de World in Conflict, Company of Heroes, Supreme Commander gibi oyunlardan sonra strateji anlayışımız da değişmiş olabilir. Oyunun daha başında gelen video oyunun belki de en güzel tarafı. Daha doğrusu oyun boyunca karşınıza çıkacak videolar nefesimizi kesecek cinsten. İlk başta gelen videodaki birçok kare bize Tom Cruise’un başrolde oynadığı Dünyalar Savaşı filmini anımsatıyor.

Uzaylıların pembe dizisi

Oyunun hikayesi tam bir klişe. Biraz Dünyalar Savaşı, biraz Transformers, biraz Voltran, biraz Spiderman, biraz da Pokemon. Tamam kabul ediyorum birazcık da abarttım. Hikayesi kısaca şöyle; Hierarchy isimli robot ırkı dünyamızı istila etmektedir. İnsanlar kanlarının son damlasına kadar savaşmakta ancak Hierarchy’nin roket harici kurşun işlemeyen robotlarına karşı çıkamamaktadır. İnsanlık yok olma ile karşı karşıyayken imdada Novus isimle beyaz ve paklığı temsil eden başka bir robot ırkı yetişmektedir. Bu robot ırkının amacı insanlara yardım etmekten öte, azılı düşmanı Hierarchy’i bu yolda hüsrana uğratmaktır. Tam işler tıkırında giderken pembe diziye dönen hikayenin yeni sezonuna da Masari ırkı ekleniyor. Masari ırkı da Hierarchy’e karşı savaşıyor ancak asıl amacı dünyanın asıl hakimi olmak.

Oyunun tek kişilik senaryo modunda insanlarla oynayamıyoruz. Ancak yukarı paragrafta bahsi geçen 3 robot ırkından birini yönetebiliyoruz. Oyunda görevler genel olarak ırkın hero’ları üzerinde dönüyor. O bölümde sahip olduğunuz Hero’yu iyi değerlendirmeniz gerek. Çünkü başına bir şey gelmesi durumunda görevi yeniden oynamanız gerekiyor. Universe at War’da yazının başında da değindiğim gibi pek fazla bir yenilik yok. Klasik strateji öğelerinin sadece bu yeni ırklara göre makyajlanmış hali bulunuyor.

- Strateji dediğin konsolda olur
- Şimdi gösteririm ben sana

Universe at War, Games for Windows etiketiyle beraber piyasaya sürülüyor. Yani oyunu online oynamak istiyorsanız Live üyeliğine sahip olmalısınız. Eğer Live’a kayıt olursanız oyunda ilerledikçe üyeliğinize “achievements” açabilirsiniz. Oyunun Xbox 360 versiyonu Mart veya en geç Nisan ayı gibi piyasaya çıkacak. Oyun Xbox 360’a çıktıktan sonra kullanıcı sayısı epey artacağı için Live üzerinden rakip bulmak kolaylaşacak. Böylece hem Microsoft’un sunduğu PC, Xbox 360’a karşı özelliğini kullanabilecek hem de strateji PC’de mi yoksa konsolda mı iyi sorusunu cevaplayabileceğiz.

Oyunumuz grafiksel anlamda büyük yenilikler getirmiyor. World in Conflict ve Company of Heroes gibi günümüzün birçok FPS oyununa taş çıkartan grafiklere sahip iki oyunun yanında Universe at War biraz çıtır çerez kalıyor. Ama diğer strateji akranlarıyla karşılaştırdığınızda da büyük bir yol kat ettiği ortada.

Kısaca oyunu özetlemek gerekirse, Universe at War 2007’nin veda ayında çıkan oynanabilir tek oyun. Ama bunu mecbur kaldığımız için söylemiyorum, kendini oynatacak kapasitede bir oyun. Her bölüm sonu karşımıza çıkan ara videoları asla “esc” ile geçmemenizi öneririm. Çok şey kaçırabilirsiniz. Hikayesi biraz karışık olsa da klasik yılan hikayesi tadında olduğu için İngilizce bilginize çok güvenmiyorsanız da pek sorun değil. Çünkü ara videolar bütün durumu çok iyi özetleyecek derecede. Eğer şu günlerde yeni bir strateji oyunu arıyorsanız Universe at War tam size göre. Ama amacınız yeni macera değil ve Supreme Commander, Company of Heroes güzel oyunlardı diyorsanız o zaman size bu iki oyunun da ek paketlerinin çıktığını müjdelemek isterim. Ayrıca önümüzdeki aylarda strateji oyununun çıkmayacağını da hatırlatmak isterim. Ona göre oyunu alıp almama konusu bir kez daha düşünün :) .
OYUN PUANI:80
Artıları:
Oyunun artılarına ilk olarak muhteşem ara videolarını gösterebilirim. Film tadındaki bu ara videoları izlemek bana oyunu oynamaktan daha büyük bir zevk verdi. Oyunda yönettiğimiz 3 ırka özel üs tasarımları harika. Irklar başarılı bir şekilde detaylandırılmış. Live üzerinden Xbox 360 sahipleriyle de karşılıklı oynanabilecek. Grafikleri çok fazla yenilik getirmese de günümüze son derece uygun. Grafik konusunda bir eksisi bulunmuyor.
Eksileri:
Strateji türüne pek bir şey kattığı söylenemez. Kendi çapında geçinen bir strateji oyunu olmuş. Irklar arasındaki minik denge sorunu bölümü kaybetmenize neden olabiliyor. Bunun dışında oyunun pek bir eksisi bulunmuyor. Sorun sadece ekstra konuşulacak bir özelliğinin bulunmaması. Yani bugün harıl harıl oynarız, yarın rafa hapsederiz.
Alınmalı mı?
Eğer bir strateji oyunları severiyseniz bu oyunu mutlaka almalısınız. Bunun iki nedeni var. Birincisi bir süreliğine yeni (kaliteli) strateji oyununun çıkmayacak olması, ikincisi de gerçek bir strateji severlerin mutlaka edinmesi gereken cinsten olması. Eğer strateji ilginizi çekmiyorsa sizi soğutabilir ama ilgileniyorsanız kaçırmayın.
Sistem Gereksinimleri:
Pentium 4 2 GHz İşlemci, 512 MB Ram, 128 MB Ekran kartı, 6 GB Boş Sabit Disk Alanı.

Devamını okuyun...>>

Drake's Fortune

PlayStation 1 ve 2’de Crash Bandicoot serileriyle bizi oldukça eğlendiren Nauhty Dog, bu sefer Crash’e nazaran daha ciddi bir oyun ile karşımızda. Uncharted: Drake’s Fortune oyununa baktığımızda aklımıza hemen benzer oyunlar geliyor. Örnek vermek gerekirse Tomb Raider veya Indiana Jones gibi. Bakalım Naughty Dog, Playstation 3 farkını kullanarak ne tür bir oyunu beğenimize sunuyor.
Şov yapalım derken maceraya atılmak.

Oyunun başında siz Nathan Drake’i canlandırıyorsunuz. Bu yakışıklı arkadaşımız, Amerikan Reality Show “Uncharted” da moderatör olan Elena Fisher ile beraber Panama kıyılarında Sir Francis Drake’in mezarının bulmaya çalışıyor. Bunların amacı yeni bir tartışma programı için konu bularak yeni bir dizi yaratmak. Fakat tabutu bulduklarında işler tümüyle değişiyor ve asıl hikaye bu noktada başlıyor

İkili, tabutun içinde bir günlük buluyor. Bu günlük son derece değerli olduğundan dolayı korsanlar bunu kendi ellerine geçirmek istiyorlar. Sadece kıl payı ile korsanların elinden kurtuluyoruz. Drake’in eski bir arkadaşı olan Sullivan bize bu sırada epey bir yardımcı oluyor ve bizi korsanlara enselenmeden hemen önce deniz uçağıyla kurtarıyor. Bu arada günlüğü incelememiz içine yeterince zamanınmz oluyor ve günlükte Altın şehir El Dorado’nun nerede bulunduğuna dair yol tarifi buluyoruz. Buradan itibaren hazine bizi cezp ediyor ve deniz uçağındaki bu üçlü hazinenin peşine düşüyor.

Üç hazine avcısı

El Dorado’nun yolunu takip ederken balta girmemiş ormanlardan, eski tarihlerden kalmış enkazlardan, terk edilmiş binalardan ve karanlık mahzenlerden geçmek durumundasınız. Ara sıra Elena veya Sullivan’da insafa gelip sorunları çözmek için size yardım ediyorlar . Siz devamlı Hazineye yaklaşıyorsunuz. Burada yüksek dağ geçitlerini aşmak durumundasınız, baş döndürücü kayalıkları tırmanmanız lazım veya kale duvarlarından geçmeniz gerekiyor.

Lakin emniyette olduğunuzu hiçbir zaman düşünmeyin, çünkü korsanlar da sizi takip ederek adanın yolunu bulmuşlar ve çok konuşulan hazinenin peşine düşmüşler. Tabiî ki bir tek amaçları var. Hazineyi sizden önce yakalamak ve sizi ortadan kaldırmak! Fakat elinizdeki Sir Francis Drake’in yazmış olduğu günlük sayesinde karşınıza çıkacak engelleri daha kolay aşabilmek için birçok öneri ve ipucu bulabilirsiniz. Bu macerada karşınıza çözmeniz gereken birçok bulmaca çıkacak. Örnek olarak heykelleri doğru konuma getirmek, düğmelere basmak, mekanizma kollarını çalıştırmak veya girdiğiniz bir labirent’ten çıkış yolları aramak gibi.

Sixaxis de işin içindeymiş

Bu sırada bombalardan ve kafanızın üzerinde uçuşan mermilerden kendinizi kollamayı bilmelisiniz. Eğer cengâver gibi çatışma alanına kendinizi atarsanız asla o bölümden geçemezsiniz. Çünkü oyun saklanarak aksiyona girmeye dayanıyor. Yani o alanda bulunan bazı taşların arkasına saklanarak düşmanlarınızı akıllıca öldürmelisiniz. Bunu da saklanarak, gerektiğinde kaçarak veya uygun bir şekilde düşmanınıza hedef alarak yapabiliyorsunuz. Oyunun 5 farklı zorluk derecesi mevcut fakat eklememiz gerekiyor ki, daha 3’üncü derecede düşmanlarınız gereğinden fazla zorlayıcı oluyor. Bu arada Drake’in yakın dövüş teknikleri de bir harika. Mükemmel vuruşlarla düşmanlarını yere sermesini gayet iyi biliyor.
Oyun Puanı:93
Artıları:
Oyunun o kadar çok artısı var ki saymaya nereden başlasam bilemiyorum. Özetle hepsine değineyim; grafikler çok güzel, müzikler harika seçilmiş, oyunun kontrolü basit ve çabuk anlaşılır. Ve daha nice artısı var. Bu kısacık yere saymakla bitmez. Kısaca PlayStation 3’ün en iyi oyunu diyebiliriz. Genel olarak da en iyi aksiyon-macera oyunlarından biri.
Eksileri:
Son dönemde, en azından benim incelediğim oyunlar pek eksi bulunmuyor. Bu yüzden de oyunların eksilerini yazmakta oldukça zorlanıyorum. Uncharted: Drake’s Fortune’da böyle bir oyun. Bana göre oyunun en büyük eksisi kısa olması. Oyun, o kadar macera ruhunu, aksiyonu, heyecanı ve manzarayı tam göstermişken bitti diyip alıyor önümüzden. Ayıp yahu!
Alınmalı mı?
Aslında bu yazıyı okuduğunuzda kararınızı çok kolay verebilirsiniz. Ben kendi adıma bütün PS3’ü olan bütün okuyucularımıza tavsiye ediyorum. PS3’ünüz yoksa bu oyun yüzünden PS3’ü almanızı da öneriyorum. 1000 YTL’ye konsol değer mi tartışılır ancak, ortalama 150 YTL’lik oyun paranızın hakkını sonuna kadar verecek emin olun.
Sistem Gereksinimleri:
PlayStation 3

Devamını okuyun...>>

Age of Empires 3: Asian Dynasties

Age of Empires, 1997 yılında Microsoft'un oyun dünyasına girip “ben de oyun yaparım” dediği oyundur. Benimde ilk oynadığım strateji oyunudur Age of Empires serisinin ilk oyunu. Strateji oyunlarını pek sevmeyenler bile bu oyunu oynarken zevk almıştır. Bu durum, oyununun ne kadar kaliteli ve oynanası olduğunu kanıtlar aslında. Basit oynanış biçimi, çok sayıda ünite ve getirdiği birçok yenilik, oyunun oyuncular tarafından tutulmasına yetti. 2 yıl sonra Age of Empires 2 geldi ve birinci oyunun etkisini üzerinden atamayan bizler, bu harika oyun ile büyük bir şaşkınlık içerisine girdik. Hatta o dönemde, yeni yeni açılmaya başlayan internet cafelerin bile bir numaraları oyunu Age of Empires 2’ydi. Uzun bir bekleyişin ardından 2005 yılında AoE 3 geldi. Zaten hali hazırda bir oyuncu kitlesine sahip olan AoE’ın son oyunu 3’te çok tutuldu. Üçüncü oyunun çıkışından 2 yıl sonra ikinci ek paket olan Age of Empires III: The Asian Dynasties geldi ve bu oyun ile Asya topraklarına hükmedeceğiz.

Asya Hanedanlığı

Yeni oyun bizi Avrupa'daki krallıkların egemenliğinden alıp, Uzakdoğu'daki hanedanlıklara götürecek. Yeni oyunda yeni üniteler ve binalarla; üç yeni Asyalı uygarlık ve 5 bölümden oluşan bir campaign modu yer alıyor. Oyunda bulunan bu üç uygarlık ise şunlar: Çin, Japonya ve Hindistan. Oyunda bulunan devletlere baktığımızda, zaten oyun hakkında kafamızda bazı şeyler beliriyor. Bildiğimiz uzak doğu ülkeleri… Bu ülkelerin her birinin farklı farklı üniteleri var. Bunlardan bahsetmek gerekirse, Hindistan’ın koca koca filleri var. Çin’in büyük topları var. Ve Japonya’nın da bitmek bilmeyen meyve ve ağaç bahçeleri var. Yani oyunda Japonya’yı seçerseniz, halkınız açlık çekmiyor. Ve birde Japonya’ya özgü bir şey olan, Samuraylar oyuna renk katıyor

Oyunda Asya devletlerinin o gizemli ve mistik atmosferi oyunu oldukça oynanabilir kılıyor. Bu güzel ortam, Asya ülkelerine özel bir ilgisi olan beni hemen içine çekti. Özellikle Asya ülkelerinin, kendilerine sembol olmuş yapılarının harika bir şekilde oyuna aktarılmış olması çok hoşuma gitti. Bir Tac Mahal, Çin Seddi, Buda Heykelleri vs. çok güzel bir biçimde oyuna aktarılmış durumda.

Pek fazla yenilik yok

Oyunlara çıkan her ek pakette olduğu gibi bu ek pakette de büyük değişiklikler yapmaktan kaçınılmış. Grafiklerin üzerinde pek fazla bir oynama yok. Grafik açısından sadece oyunun menüleri ile oynanmış. O da oyunun sadece Asya kıtasını kapsıyor olmasından dolayı. Tema biraz daha Asya motifleri taşıyor diyebiliriz. Diğer bir yenilikte tabii ki, yeni eklenen ülkelerin konuşmaları. Bu seslerin ne kadar başarılı olduğunu şu durumda kestirmem oldukça zor çünkü uzak doğu ülkelerinin dilleriyle aram pek iyi değildir (Çince, Japonca, Hintçe). Bunların yanında daha önce bahsettiğim gibi yeni üniteler yer alıyor. Az sayıdaki yenilikten en önemlileri bunlar.

Son olarak

Bu ek paketten çok üst düzey bir şey beklemeyin. Avrupa’da savaşmaktan sıkıldıysanız ve biraz da uzak doğunun tadına bakayım diyorsanız bu oyuna bakın. Aksi takdirde pek bir şey beklenecek cinsten bir ek paket olmamış. Oyun yeni üniteler, kısa bir campaing modu ve ufak yenilikler dışında oyunculara pek bir şey sunamıyor.

Oyun Puanı:80
Artıları:
Hala göze hoş gelen grafikler. Yeni ırklar ve üniteler. Sistem gereksinimleri. Güzel yapı ve bina tasarımları.
Eksileri:
Kısa bir campaing modu bana göre. Grafikler hala göze hoş gelse de, biraz daha ilerleme olsa fena olmazdı. Getirdiği kayda değer yenilik sayısı çok az.
Alınmalı mı?
Daha önce Age of Empires serisini severek oynadıysanız, bu oyunu da oynayabilirsiniz. Avrupa'da savaşmaktan sıkıldıysanız ve biraz farklı mekanlar istiyorsanız yine alın. Fakat yenilik istiyorsanız, almayın.
Sistem Gereksinimleri:
1.4 GHz İşlemci, 256 MB Ram, 64 MB Ekran Kartı, 2 GB boş sabit disk alanı.


Devamını okuyun...>>

Burnout Paradise

Yapımcı: Criterion Studios Yayıncı: Electronic Arts


Rahatça aracınızı kullanabileceğiniz XXL büyüklüğünde bir şehir, mükemmel bir grafik ve tonlarca eğlence. Paradise City’ye hoş geldiniz. Criterion Games herhalde 5 başarılı Burnout oyunundan sonra artık yenilenmenin zamanı geldiğini düşünmüş ki, PS3 ve Xbox 360 platformlarında bizi şehrin her köşesine ulaşabileceğimiz bir oyun yapmış.

Take me down to the Paradise City

İlk olarak şehir hurdalığına giderek oradan arabanızı alıyorsunuz ve etrafınızı daha iyi tanıyabilmek için etrafta turlarınızı atmaya başlıyorsunuz. Burada işin en güzel kısmı ise bölümü geçebilmek için size kısıtlı bir yarış pistinin verilmemesidir. İstediğiniz yoldan gidebilir ve istediğiniz gibi bir yarış ortaya koyabilirsiniz. Aslında bu kısımda biraz GTA’ya benzemiş yorumunu da bıyık altından yapabiliriz. Her neyse, biz oyunumuza geri dönelim. Yapımcıların ellerine sağlık, bu şehri tasarlarken gerçektende çok çaba gösterdikleri her hallerinden belli. Kıyı bölgesinde bulunan futbol sahasından tutun da, şehir içinde bulunan gökdelenlere kadar veya dağlık bölgede bulunan villalara kadar. Şehrin her tarafı görülmeye değer.

Hız her şey demek

Eh, arabanız var, gidebileceğiniz sayısızca yollarınız var. Sorun nerde şimdi? Sizin buradaki göreviniz bu yollarda kısaltmalar bulmak ve yolunuzu biraz olsun rakibinize karşı daha avantajlı duruma getirmek olacaktır. İşte sırrın asıl çözümü burada, fakat bu kadar da kolay zannetmeyin. İstediğiniz kadar arabanız iyi olsun ve istediğiniz kadar bütün kısaltmaları kullanın; eğer gaza basmasanız, durum pek iç açıcı olmayacaktır sizin için.

Bu oyunda heyecanlanmamak mümkün değil. Sizi ekranın karşısına bağlayarak adrenalin salgılamanızı ve ellerin terlemesine sebep sunacaktır, gene de yoğun bir iş günü sonrası oynamanızı tavsiye etmeyiz. Oyunun minimum sistem gereksinimi %100 performans, %100 refleks kabiliyeti ve % 100 el becerisi.

Yeşilde başlıyorsun

Yarış oyunlarında yarışı oyunun kendisi başlatırdı ki, burada öyle bir şey söz konusu bile değil. Siz herhangi bir dört yola geldiğinizde ve yeşil ışık yandığında yarışınıza başlamış oluyorsunuz. Bu yarışlara toplam yedi kişi katılabilir. Burada yapmanız gereken tabiî ki ilk olarak varış çizgisinden geçmeniz olacaktır, fakat “Need for Speed” deki gibi bildiğimiz polis takibi yarışlarında olduğu gibi bir de arabaya hasar vermeden yarışı tamamlamanız gerekiyor. Bu o kadar da kolay bir şey değil, çünkü rakipleriniz agresif olduğundan dolayı size zarar verebilmek için ellerinden gelenleri yapacaklardır.

Doğru yolu bulmak

Yollarınız şimdi şehir yarışından dolayı belli olmadığı için yolunuzu kendiniz bulmanız gerekiyor. Haritadan ve pusulanızdan aslında yolu bulabilmenize rağmen yüksek hızdan dolayı kolayca sapmanız gereken bir kavşağı kaçırabiliyorsunuz. Aslında bu ilk yarışlarda sorun gibi görünmese de, sonraki yarışlarda tam yolu bilmeniz ve hiç hata yapmamanız gerekiyor. Bunun yanı sıra bir de işin içine hız geldiği zaman durumunuz iyice bir çıkılmaz hal alıyor.
OYUN PUANI:92
Artıları:
Oyunun müzikleri son derece süper. Yarış esnasında bizi fazlasıyla havaya sokuyor. Grafikler içinse söylenebilecek tek bir şey bile yok. XXL boyutunda serbestçe dolaşabildiğimiz şehrimiz var. Kısacası Paradise, Burnout serisine yepyeni bir soluk getirmiş.
Eksileri:
Ne kadar iyi olursa olsun oyunun eksileri de yok değil. Oyun boyunca hep aynı görevlerin olması ruhsal anlamda bizi biraz sıkıntıya düşürüyor. Yarışın başlangıcında güzel yenilikler getirilmiş olsa da tek tuşla yarışı başlatamamak bazen heyecanı alıp götürebiliyor.
Alınmalı mı?
Yarış oyunlarını sevenler için yeni bir sayfa açıldı. Bu konuda tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki, eğlenceli zaman geçireceğiniz kesin. Sadece yarış oyunlarına yeni başlayanlar için biraz kafa karıştırıcı olabilir. Söylemesi bizden, oynaması sizden.
Sistem Gereksinimleri:
Xbox 360 ve PlayStation 3

Devamını okuyun...>>